Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye’de silahlı çatışmalar hâlâ devam ediyor. Suriye Ordusu’nun isyancıların şehri kuşatma girişimini engellemesine rağmen Halep’teki çatışmalar henüz durdurulamadı. Halep’in Türkiye sınırına yakın olması ve Türkiye’nin Suriye yönetimine karşı cihad ilan eden Suriyeli olmayan (El Kaide, Selefi ve tekfirci gruplardan oluşan) milislere cömertçe lojistik destek sağlaması, isyancıların şehirden geri çekilmesinin önündeki en büyük etken. Halep’in düşmesi silahlı milisleri destekleyenlerin en büyük arzusu. ABD, Avrupa, Türkiye ve Suriye karşıtı Arap ülkeleri, tampon bölge oluşturma ve sonrasında Suriye topraklarında geçici devlet kurma arzularına ulaşmak için Halep’in düşmesini istiyor.
Türkiye ve Soğuk Savaş
Ortadoğu’da soğuk savaş söylentileri Suriye bağlamında başladı. Bir yanda Rusya, Çin ve bölgesel bir güç olarak İran ile mukavemet cephesi; öte yanda belki de hiç gerçekleşmeyecek olan ve Batı açısından kâbusa dönüşmesi muhtemel bir süreç olan Şam yönetiminin devrilme sürecinin uzamasından korkan ABD ve müttefikleri yer alıyor. Bu meyanda Türkiye’nin kâbusu, Suriye karşıtı ülkelerinkinden çok daha derin; Türkiye sınır güvenliğinden endişe ediyor. Suriye sınırında yaşayan Kürtler ile Türkiye arasındaki çatışmanın şiddetlenmesi endişeleri daha da artırıyor. Nitekim Şam yönetimi bir tür siyasî ve askerî anlaşma sayesinde Suriyeli Kürtleri yanına almayı ve onları Türkiye’yle çatıştırmayı başardı. Bütün bunlar olurken Türkiye Alevilerinin çoğunluğu, Erdoğan hükümetinin Esad hükümetinin devrilmesi yönündeki ısrarının hükümetin mezhepçi tutumundan kaynaklandığına inanıyor. Bu, Türklerin Ortadoğu’da mezhepçi ve etnik çatışmaları teşvik etmekle itham edilmesi anlamına geliyor. Eğer bu inanç Türk kamuoyunda güçlenirse Erdoğan hükümetinin 22 milyondan fazla nüfusa sahip Alevilerle ciddi sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Öte yandan Erdoğan hükümetinin Suriye topraklarında tampon bölge oluşturulması yönündeki çabası, pratikte bu ülkenin Suriye Ordusu ile karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Bu, Türkiye’deki muhalefet partilerinin şiddetle karşı çıktıkları bir durumdur. Türkiye’deki muhalefet partileri iktidar partisinin Suriye tavrının iki ülkenin ordularını karşı karşıya getirdiğine, dolayısıyla Türkiye’de ulusal güvenliğin tehlikeye girdiğine inanmaktadır. Bu, Erdoğan hükümetine ve AKP’ye karşı muhalefetin artmasına neden oldu. Türkiye içinde hükümetin dış politikasından duyulan rahatsızlığı artırdı ve parlamentoda muhalif seslerin yükselmesine sebep oldu. Son bir yılda yaşanan gelişmelerin ardından Türkiye’nin Lübnan, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan’la kara ulaşımı kesildi. Yüz binlerce şirketin kara yolundan yürüttükleri ticarî ilişkilerinin sekteye uğradığı ve şirketlerin büyük zararlara uğradıkları söyleniyor. Bu krizin Türkiye-İran ilişkilerine yansıdığını düşünecek olursak Türkiye, Erdoğan hükümetinin altından kalkmakta zorlanacağı büyük bir ekonomik kriz yaşar. Türkiye, Suriye pazarından sonra İran pazarını da kaybederse Irak pazarını elinde tutması imkânsızlaşır.
Batı ve Suriye: Diyalog Yerine Mermi
Beşşar Esad’ı devirme planları bir iki taneyle sınırlı değil. Bir buçuk yıllık süreçte Esad, her biri ABD ve Ortadoğu’daki müttefikleri tarafından himaye edilen onlarca devirme planıyla karşılaştı. Bütün bunlar ABD öncülüğündeki Batı’nın Kofi Annan’ın ve Birleşmiş Milletler Suriye gözlemcilerinin görevlerinin sonlandırılmasından ve görev sürelerinin Güvenlik Konseyi’nde uzatılmamasından, siyasî kulislerde Suriye krizine çözüm yolu arayışları bitip tamamen Suriye’de iç savaş çıkarma kulisleri oluşturulduktan sonra oldu. Bu yüzden de bugüne değin hiçbir diplomatik plan Suriye krizinin çözümü noktasında etkili olamadı. Suriye yönetimi açısından en sıkıntılı dönem Şam’daki Ulusal Güvenlik Konseyi binasına düzenlenen saldırıydı. Bu saldırıda krizin kontrolünde etkili olan dört kişi hayatını kaybetti. Bu saldırıya eşzamanlı olarak altı bin silahlı milis üç ayrı noktadan Şam’a saldırı düzenledi. Ancak bu saldırı iki günden az bir sürede Suriye hükümetinin ve ordusunun müdahalesiyle yenilgiye uğradı. Bu yenilginin ardından Suriye karşıtı milisler Amerikan, İngiliz ve Türk askerî uzmanlar tarafından hazırlanan planı uygulamaya koyarak Halep’e saldırdı. Amaç, Halep’i geçiş hükümetinin kurulacağı ve Esad yönetiminin devrileceği bir merkez haline dönüştürmekti. Bu yüzden Suriye Ordusu’nun Türkiye’yle ortak sınırı konusunda bir karara varmadan isyancıları geniş kapsamlı operasyonlarla etkisiz hale getirmesi beklenemez. Çünkü şu anda Türkiye’nin sınır bölgesi üzerinden isyancı güçlere verdiği lojistik desteğin haddi hesabı yok. Suriye’nin Türkiye’ye yakın sınır köylerindeki çatışmaların şiddetlenmesinin nedeni de bu olabilir.
Sokak Gösterilerinden Silahlı Çatışmaya
Suriye’nin bazı şehirlerinden başlayan sokak gösterilerinin büyük bir hızla örgütlü silahlı bir harekete dönüşmesi, ABD’nin muhalif gösterilerin başladığı ilk günden itibaren Suriye yönetimi ile muhalifler arasında uzlaşıyı sağlayacak bir adım atmadığı inancını güçlendiriyor. Bilakis ABD, inanılmayacak bir hızla bu muhalif hareketi silahlı bir harekete dönüştürmüştür. Öte yandan ABD hiçbir zaman Şam’ın Suriye karşıtı muhaliflerce kuşatılmasını istememiştir. Tam tersine Suriye’de şiddetin tırmanmasını, ülkenin bir iç savaşa sürüklenmesini, böylelikle de Suriye Ordusu’nun tamamen ortadan kalkmasını ümit etmiştir. Bu, ABD’nin bir kez Irak’ta, bir kez de Libya’da uyguladığı senaryodur. ABD, Suriye Ordusu’nu, İsrail’in ve kendisinin Ortadoğu’daki varlığı için bir tehdit olarak görmektedir. Suriye’de mevcut veya gelecekti yönetimin rengi belli olmadan Suriye Ordusu’nun sonunun belli olmasını istemektedir. Çünkü Mısır ve Tunus ordularının aksine ABD’nin Suriye Ordusu üzerinde hiçbir yaptırım gücü ve otoritesi bulunmamaktadır. ABD, Suriye Ordusu’nun bir iç savaşta yenilgiye uğrayıp dağılması için umudunu isyancıların Suriye’nin farklı şehirlerinde icra ettikleri korkunç terörist eylemlere bağlamıştır. Fakat Suriye yönetimi ABD’nin elini gördü ve halk ordusu kurarak sıradan gönüllü insanları silahlandırdı. Nitekim şehir içlerinde düzenlenen operasyonları halk ordusuna devrederek uzun vadede Suriye Ordusu’nun güç kaybedip dağılmasının önüne geçti. Suriye yönetiminin bu planı Şam’da müspet sonuç verdi ve bu yöntemle Şam’ın düşmesini engelleyerek Halep’in önemli bölgelerini silahlı unsurlardan temizledi.
İsyancı Hareketin Kendine Has Özellikleri
Suriye şehirlerinde düzenlenen sokak gösterilerinin nasıl şekillendiğine bir göz atar ve mevcut durumu o zamanki durumla karşılaştırırsak, bu hareketin nasıl hızlı bir şekilde askerî harekete dönüştüğünü ve Batı’nın ve bölgedeki müttefiklerinin mutlak himayesini kazandığını anlarız:
1) Bu hareket, son elli yıldır Arap ülkelerinde meydana gelip de bir yıldan kısa bir sürede uluslararası düzeyde siyasî destek kazanan tek isyan hareketidir.
2) Bu hareket, çok kısa sürede bir muhalefet hareketi olmaktan çıkıp askerî bir harekete dönüşen dünyadaki ilk siyasî harekettir
3) Bu hareket, altı aydan daha kısa sürede ilkel silahlı mücadele olmaktan çıkıp modern silahların kullanıldığı örgütlü silahlı mücadeleye dönüşmüş dünyadaki ilk harekettir.
4) Başlangıcında ve hızlı dönüşüm sürecinde hiçbir malî sorunla karşılaşmayan ilk isyan hareketidir.
5) Bu hareket, (Ulusal Suriye Konseyi adı altında) meşruiyet kazanma sürecini hızla kat etmesi bakımından 60’lı yıllarda kurulan Ulusal Filistin Hareketi ile ve diğer Arap hareketleriyle hiçbir şekilde karşılaştırılamaz. Hız açısından bu hareketleri karşılaştırmak, tavşan ile kaplumbağayı karşılaştırmak gibi olur.
6) Henüz tek bir lider etrafında toplanamadığı halde uluslararası platformda destek gören ilk isyan hareketidir.
7) Rusya ve Çin dışında uluslararası siyasette ve kararlarda etkili olan bütün küresel güçler kesin bir biçimde bu harekete mali yardım ve lojistik destek sağlamaktadır.
8) Arap dünyasında ortaya çıkıp da İsrail’in desteğini kazanan tek harekettir.
9) Lojistik, siyaset, güvenlik ve askerî alanlarda Türkiye tarafından desteklenen ilk siyasî Arap hareketidir. Türkiye, Filistin ve Gazze halkını desteklediğini de iddia etmektedir. Ancak Türkiye Suriyeli isyancılara verdiği desteğin binde birini Hamas’a veya İslamî Cihad’a veyahut Filistinli diğer direniş hareketlerine sağlamamıştır.
10) Başlangıcından itibaren içerisinde tekfircilerin ve Selefilerin seslerinin gür çıktığı ilk Arap hareketidir. Selefiler, Suriye’nin ulaşabildikleri her noktasında, kendilerine özgü hünerleri sergilemekten; katliam yapmaktan, toplu idamlar gerçekleştirmekten, aşiretler arasında çatışma çıkarmaktan geri durmamışlardır.
Bütün bunlar Ulusal Hareket veya Özgür Ordu veyahut Ulusal Suriye Konseyi denilen hareketin asla bağımsız bir hareket olmadığını ortaya koymaktadır. Bu hareket, ABD ve İngiltere gibi büyük güçlerin bölgedeki egemenliğini artırma ve İsrail’in güvenliğini sağlama aracına dönüşmüştür. ABD, geçmişte Suriye’yi Ortadoğu’nun baş aktörlerinden biri olarak görürken bugün Suriye’yi oyun sahasına çevirmiştir. Bu yüzden birçok uzman Ortadoğu’da ABD-İran savaşının ilk aşamasının başladığına inanmaktadır. Savaşın ikinci aşaması, pimini Selefilerin ve tekfircilerin çekeceği ve zengin Arap ülkelerinin mali destek sağlayacağı, 14 Mart Hareketi’nin siyasî himayesinde Lübnan’da zoraki bir etnik ve mezhep savaşı çıkarmak olacaktır.
Şam’ın Düşürülmesiyle Eşzamanlı Olarak Filistinlilerin Kriz Ortamına Sürüklenmesi Senaryosu
Dört önemli yetkilinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi binasına düzenlenen saldırının Beşşar Esad’ı bir an önce devirme ve muhalifleri Şam’a hâkim kılma projesi olarak gören birçok uzmanın aksine bu satırların yazarı, bu operasyonun aslında silahlı çatışmaları Filistin kamplarına, özellikle Şam’daki Yermük bölgesine intikal ettirmeyi amaçladığına inanmaktadır. Çünkü ABD, “bilinçli kaos” siyasetiyle Suriye rejimine kendi politikalarını kabullendirmek için Suriye’yi Ortadoğu’nun Somali’sine dönüştürmek istemektedir.
Şam’ı düşürme projesi Libya’yı düşürme projesinin kopyasıydı. Libya’nın başkenti Trablus’a henüz Kaddafi hâkimken Fransız savaş gemileri üç yüz Libyalı milisi (NATO’ya bağlı komandolarla birlikte) Trablus’a indirmişti. İşte bunun ardından medyayı da kullanarak Libya ordusu askerlerinin kaçmasını ve subayların ordudan ayrılmasını sağlayabildi ve böylece başkentin düşürülmesinin altyapısı hazırlanmış oldu.
Aynı proje Şam’da benzer bir uygulamayla üç noktada başladı: 350 bin Filistinlinin yerleştirildiği Yermük Filistin Mülteci Kampı operasyonun merkezinde yer aldı. Operasyon Adana’dan yönetildi.
Şam operasyonu üç noktada başladı. İlki, askerî güçlerin kolaylıkla Hamidiye Çarşısı’na ve el-Merce Meydanı’na dağılabilecekleri Şam’ın merkezindeki Hay el-Meydan’da başladı. Bu bölgede başarı elde edilirse, kolaylıkla Meclis’e ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne hareket edilebilirdi. Hay el-Meydan, Yermük Kampı’na yakındır.
Operasyon için seçilen ikinci mekân Şam Uluslararası Havaalanı’ydı. Havaalanının bulunduğu cadde Yermük Kampı’na kadar uzamaktadır ve propaganda açısından önemli bir noktadır.
Operasyonun üçüncü odağı, Havaalanı yoluyla uluslararası Dera otoyolu arasında bulunan ve Yermük Kampı’na kadar uzanan el-Tezamin bölgesiydi. Görüldüğü üzere operasyon için seçilen her üç mekân da birbirine yakındır.
Operasyondan önce, Özgür Suriye adı verilen ordu bir bildiri yayınlayarak Suriye’de, bilhassa Şam’da ikamet eden Filistinlileri Suriye halkını desteklemeye ve Beşşar Esad yönetimine karşı birlik sergilemeye çağırdı. Selefi akımlar, Filistinliler arasında, Filistin kamplarının bir şekilde çatışmalara dâhil olacağı dedikodusunu yaymıştı. Öte yandan Suriyeli milisler Yermük Kampı’nın coğrafi konumunu da hesaba katmışlardı: Şam’ı işgal planı başarısızlığa uğradığı takdirde muhalif milisler Yermük Kampı’na sığınabilecek ve kampta kendilerine lojistik destek bulabilecek veya tedavi olabileceklerdi. Şam operasyonunun yenilg